Bizim za…….

babaların -bizim zamanımızda-

klasik nutuk başlatan kelimeleridir. zira onlar hitaplarını başta yapmayıp cümle başlarında sonlarında ortalarında yaparak nutka bizim zamanımızda, diye başlamayı uygun görürlerdi. bizim evde yıllar yılı dinlenmiş şimdilerdeyse keşke onların evinde olsam da aynı lafları işitsem dediğim günlerden örnekler:
bizim zamanımızda,
ne kendimize ait odamız vardı ne kitaplarımız vardı, okuyup okumamamız kimsenin umurunda olmazdı. ulan eşşolueşşekler (aralara serpilen hitap, nedense isimlerimizle pek seslenilmezdi?!?), sizin kendinize ait odanız var kitaplarınız var (ki neden o kadar çok olduklarını hiç anlamadım, çalış çalış bitmezlerdi, sınav dönemlerinde hala yetiştirelemeyen konular olurdu, o kadar çok olmasalar olmaz mıydı?), masanız var. bir sürü hocanız var, biz soru sormayı bırak yanlarına yaklaşamazdık. yine de çalışmıyorsunuz. (ama baba, bazı problemlerim vardı, konsantre olamadım…) ulan eşşek sıpası senin çalışmaya götün yok zaten. bizim zamanımızda böyle miydi? ben kalaycı hacı alinin oğluydum. hafta sonları babama yardıma giderdim. siz napıyorsunuz peki? bizim zamanımızda doğru düzgün kitap bile yoktu, sizin bilgisayarınız var. (baba buarada benim bilgisayarla autocad çalışmıyor, bak artık çizimlere başlamam gerek, yenilesek diyorum). eşşulueşşek önce bunu öğren. (baba öyle bişey yok, yani bu bilgisayarı öğrenip şu bilgisayara geçmiyorsun, bu yeterli kapasitede değil. [bilgisayar bitmeyen yakarmalar sonucu ünv.3 de yenilenir]. biz altı kardeştik hepimiz aynı odada kalırdık. cep harçlığımızı kendimiz çıkarırdık. (ha babaaa, minibüse zam gelmiş, harçlığıma zam yapar mısın?) eşşek sıpası tramvaya bin minibüse zam geldiyse. bak hanım bunun dili uzamış, ben söylüyorum sana……………………………………….
şimdi hayat öyle şaşırtıcı geliyor ki, çocuklarıma ne diyeceğimi bile bilmiyorum, teknolojinin gelişiminin sınırı, ucu bucağı yok ki..
bizim zamanımızda öyle bir tanecik odaya tıkardı anamız babamız bizi. orda yat orda kalk orda çalış. siz öyle misiniz eşşolueşşekler, yatak odanız ayrı, çalışma odanız ayrı, hobi odanız ayrı. hem biz o odalarda tek kişilik daracık yataklara yatardık. sizin bu yataklar stadyum gibi, yok yok, siz elinizdekinin kıymetini bilemiyorsunuz. biz dersimizi çalışacağımızda giderdik kütüphanelerden bilgi toplardık, sonra internet yaygınlaştı tabi ama üniversite bitiyordu nerdeyse. bizim ööööyle 60 gb lık bir bilgisayarımız vardı, nah bu kadar kocaman bir kasa, eşşek ölüsü gibi bir monitör, sığdır bir yere sığdırabilirsen. o monitörü bir kucağına alsan belini incitirdin. ya siz napıyorsunuz? yoktu bu x’ler o zaman daha.. bizim zamanımızda birküsür mb lık disketler vardı, sen duydun mu hiç disketi. bana baak. konuşurken yüzüme bak. bilgilerimizi ona sığdırmaya çalışırdık. neyseki sonradan cdler yaygınlaştı, arkasından dvd çıktı. tabi sen şimdi cd ne diye sorucan. yoktu bu x’lerden o zamanlar. bizim zamanımızda okula gitmek için bitmek tükenmek bilmeyen minibüs kuyruklarına girerdik, para bitmeye yakın da tramvayla giderdik. siz öyle misiniz şimdi? sihay beyaz televizyonda tek bir kanal seyrederdik çocukken, deden bir gün renkli tv la çıkageldi de biz de öööyle şaşırakaldık. hatta bir kanal daha açılacakmış dediklerinde sabahtan akşama kadar çizgi film çıkacak o kanalda sanıp deliler gibi sevinmiştik. evinde video olan tanıdıklara gidince de sevinirdik, aaah ah hiç bilmiyorsunuz memnun olmayı. filmleri deve gibi kasetlerden izlerdik, yoktu o zaman dvd falan. cep telefonları da bizim gençliğimizde yeni çıkmıştı, herkes alamazdı, yoktu sizin bu x’lerden. bizim zamanımızda kapıları açmak için anahtarlar olurdu. bir anahtarlıkta bir tomar anahtarla gezerdik. böyle miydi o zaman. eşşek sıpası eşşolueşşekler sizi.
sizin çalışmaya götünüz yok!!!!!

olayın bokunu çıkarmak gerekirse: bizim zamanımızda para vardı para. ekmek alırdın parayla (bu arada ekmek vardı, ekmeksiz ne kahvaltı ederdik ne yemek yerdik. (ha bu arada o zamanlar yemek yerdik böyle çeşit çeşit, ben diyim zeytinyağlı sen de etli, yoktu bu kapsüllerden o zamanlar, aaaah ah, keşke hiç olmasaydı. et mi? haaaa, bazı hayvanların etini yerdik, keser pişirirdik tabi, vahşi değildik (pişirmek…o zamanlar böyle dört gözlü ocaklar olurdu, gazla çalışırdı. tencere denen kaplarda bazı sebzeleri pişirir, yemek yapardık. öyle ya, patlıcan çiğ çiğ yenmez ki. patlıcan mııı?? of evladım of. yarın müzeye gidelim de göstereyim.)))

Uncategorized kategorisinde yayınlandı. » yorum bırak;

Sene bin dokuzyüz…

 Ozirr yazmış

Bundan taaa yıllar önce, bizim zamanımızda, “BigBubble” sakızlarının çam sakızlarıyla beraber pazarlarda güzel köylü annelerimiz tarafından satıldığı, develer tellal pireler berber, insanoğlunun bu tür hayvanlar gibi meslek edinmediği mağara yıllarında, bir “İdris” amcam yaşamıştı.

Kendisi her iki cümlesinden birinde “bizim“, diğerinde “zamanımızda…” dediği gibi, çok da tonton ve yanaklarındaki etlenme nedeniyle dolu dolu konuşan neşeli bir adamdı.

Mahalli eşraf tarafından çok sevilen, kahve önünden geçerken en az bir düzine insan tarafından “Buyur, hoşgeldin!” gören, canı sıkkın olsa dahi mahallenin cocuklarıyla anlaşmayı seve seve başaran bir “İdris” idi. O ki, onunla tanışmamızda bu “İdris”den dolayı oldu.

Bir gün, mahalleyi fotoğraflamaya giderken karşıma çıkan mahalleliye

- “Mahallenin röportajını yapıcam üç, beşte fotoğraf çekicem, muhtar nerede?

dedim ve cevap olarak da gerile gerile söylenmiş
- “Buraların muhtarı İdris Abi’dir.” yanıtını aldım.

Bir şeyi ararken onu hemen bulmak istiyorsanız, aradığınız şeyi herkese sormalısınız, e bu da çok normal :)

İdris amcayla işte o sırada “Kim bu adam?” sorusunu düşünürken ve sağa sola bu soruyu yöneltirken tanışmışlığımız oldu. İlk etapta beni sınayan gözleri savunma kalkanlarımı harekete geçirse de, yabancı nesne olmadığını anlayıp, bir güzel güverteye çıkardım O’nu.

Sıcaklığı ve duruşuyla yer çekimi gibi her an insan çekimine neden olan bu adam, bir de güzel anlattı ki mahallesini, ben de bayılmışım onu dinlerken. Bu farazi değil, cidden tansiyon düşmüş herhalde bayılmışım.

İlk soluğumu da aynı tonton amcanın dükkanında elim, bağrım kolonyayla kokarcasına bir koltukta aldım. İdris amcanın “Bundan taa…“, “Bizim zamanımızda…“, “Sene bin dokuzyuz… vb. lafları o ayki röportajda eksiksizce çıktı ve çok beğenildi. “Eski toprak” tabiri insanların bu laflarını özler oldum bu aralar ve “nerdeo” diyesim geldi :)

Anlatırken geçmiş zamanı tercih etsem de, İdris amca şu anda bile geçmedi benden. Eminim ki bu yazıyı bir şekilde İdris amcanın karşısına çıkarsam, okumadan ve hatta bakmadan, eski “Cumhuriyet” gazetelerini okumayı ister ve beni görünce de “Eskileri getirdin mi? (gazeteleri)” diye gözlerinden gülerdi…

Uncategorized kategorisinde yayınlandı. » yorum bırak;

Yazmaya Başlamak

Kimi “yazar”dır kimi “çizer”dir, kimi iyi bir “hatip”tir. Bazıları vardır ki mangalda kül bırakmaz, lakin iş yazıya gelince o mangalın külden başı döner. Bazıları ise düşünür yazamaz, bazıları da “yazar”dır ama düşündüğü söylenemez. Kimileri “okur”dur kimileri yazar, kimileri de hem okur hem de “yazar”dır.

Tabiki burada bir birikimin, kültürün, gözlemin, tecrübenin, araştırmanın,sorgulamanın, objektif olabilmenin, iyi bir dinleyici olmanın ve çokça okumanın etkisi fazlasıyla vardır. Bunun yanında farklı görüş ve düşüncelere kişinin kendi dağarcığında yer vermesi de lazımdır. Yoksa fikirler arasında bağlantısı bayağı olacaktır.

Ancak herkes nasıl konuşmayı çok iyi beceremezse, yazma konusunda da beceriksizliği olanlar bir hayli fazladır. Oysa elimize kalemi almadan önce her şey o kadar basittir ki! İşte yanılgı kalem oynatmaya kalktığımızda ortaya çıkar. Tıpkı benim gibi. Bu sefer kalem geveler durur. Kalem dediysem de alışkanlık işte. Klavyenin tuşları da diyebilirdim.

Ama bir yerden de başlamalı diyorum. Belki elimiz, kalemimiz, düşüncemiz olaki kırılır. Biraz olsun cahilliğimiz azalır, görgümüz artar. Biz de yazar çizer sınıfına giremesek de en azından azıcık teselli buluruz. Kabataş olarak geldik bu gezegene, biraz yontulmuş, biraz cilalanmış olarak gideriz. Amaaaan. Sanki yazar mı olacaksın, olupta nolacaksın. Benimkisi de züğürt tesellisi işte.

Aman ha kimse duymasın dostlar. Bu yazma işi bayağı zormuş. Panik yapmaya başlayacağım yoksa. Neyse ben en iyisi sütümü içeyim…

Uncategorized kategorisinde yayınlandı. » yorum bırak;