Kimi “yazar”dır kimi “çizer”dir, kimi iyi bir “hatip”tir. Bazıları vardır ki mangalda kül bırakmaz, lakin iş yazıya gelince o mangalın külden başı döner. Bazıları ise düşünür yazamaz, bazıları da “yazar”dır ama düşündüğü söylenemez. Kimileri “okur”dur kimileri yazar, kimileri de hem okur hem de “yazar”dır.
Tabiki burada bir birikimin, kültürün, gözlemin, tecrübenin, araştırmanın,sorgulamanın, objektif olabilmenin, iyi bir dinleyici olmanın ve çokça okumanın etkisi fazlasıyla vardır. Bunun yanında farklı görüş ve düşüncelere kişinin kendi dağarcığında yer vermesi de lazımdır. Yoksa fikirler arasında bağlantısı bayağı olacaktır.
Ancak herkes nasıl konuşmayı çok iyi beceremezse, yazma konusunda da beceriksizliği olanlar bir hayli fazladır. Oysa elimize kalemi almadan önce her şey o kadar basittir ki! İşte yanılgı kalem oynatmaya kalktığımızda ortaya çıkar. Tıpkı benim gibi. Bu sefer kalem geveler durur. Kalem dediysem de alışkanlık işte. Klavyenin tuşları da diyebilirdim.
Ama bir yerden de başlamalı diyorum. Belki elimiz, kalemimiz, düşüncemiz olaki kırılır. Biraz olsun cahilliğimiz azalır, görgümüz artar. Biz de yazar çizer sınıfına giremesek de en azından azıcık teselli buluruz. Kabataş olarak geldik bu gezegene, biraz yontulmuş, biraz cilalanmış olarak gideriz. Amaaaan. Sanki yazar mı olacaksın, olupta nolacaksın. Benimkisi de züğürt tesellisi işte.
Aman ha kimse duymasın dostlar. Bu yazma işi bayağı zormuş. Panik yapmaya başlayacağım yoksa. Neyse ben en iyisi sütümü içeyim…


