Çevre Koruma Haftası

Posted: Ekim 17, 2011 in Çevre ve Doğa

( 5 – 11 Haziran )
 
 
İnsanların sürekli yaşadıkları yere çevre denir. Dağlar, ovalar, çayırlar, ormanlar, göller, denizler, ırmaklar, doğal çevreyi oluşturur.

Doğal Çevrenin korunması amacı ile 1972 yılında İsveç’in Stockholm kentinde Birleşmiş Milletler Çevre Konferansı toplandı. Bu toplantıda çevre sorunları ele alındı. Çevre kirlenmesine karşı üye ülkeler ortak çözüm yolları aradılar. Birleşmiş Milletler Çevre Konferansında 5 Haziran gününün Dünya Çevre Günü olması kararlaştırıldı. Her yıl Birleşmiş Milletler’e üye ülkelerde 5 Haziran Dünya Çevre Günü olarak değerlendirilir.

Ülkemizde bu amaçla 1978 yılında Türkiye Çevre Sorunları Vakfı, daha sonra Çevre Müsteşarlığı kuruldu. Başbakanlığa bağlı Çevre Müsteşarlığı 5-11 Haziran tarihleri arasını Çevre Koruma Haftası olarak kabul etti. Çevre Koruma Haftasında okullarda öğrencilere doğal çevrenin korunması gereği öğretilir. Hafta boyunca radyo ve televizyonda halka çevre kirlenmesi ile ilgili bilgiler verilir. Alınması gerekli önlemler anlatılır. Gazete ve dergilerde doğal çevrenin korunmasına ilişkin yazılara yer verilir.

Doğal çevrenin kirlenmesi bütün ülkelerin ortak sorunudur. Çevre kirlenmesi hepimizin günlük yaşayışını etkileyen bir olaydır. Uygarlığın gelişmesi, endüstrileşme sonucu fabrikalarda insan gücüne gereksinme arttı. Kırlarda, köylerde, doğal çevrede yaşayan insanlar kentlere göçtü. Kent nüfusu önemli ölçüde çoğaldı. Kentlerde nüfusun artışı ve endüstrileşme ile birlikte çevre sorunları ortaya çıktı. Bu sorunun en önemlisi çevre kirlenmesidir.

Başlıca çevre sorunları su, hava ve toprak kirlenmesidir.

Su kirlenmesi ile deniz hayvanlarının yaşam ortamları bozulur. Kirli sularda avlanan balık ve öteki deniz ürünlerini yemeyelim. Böyle sularda yüzmeyelim.

Hava kirliliği daha çok yakıtların gereği gibi yakılmaması sonucu ortaya çıkar. Kirli hava solunuma elverişsiz havadır. Kirli hava solunum yolları hastalıklarını artırır. Solunum organlarımızı yorar. Hava kirliliği ölümlere bile sebep olur.

Toprak kirlenmesi; çeşitli ilaç ve gübrelerle toprağın tarıma elveriş­siz duruma gelmesidir. Çiftçilerimiz; tarlada kullanacakları ilaç ve gübre çeşidini ziraat mühendislerine, teknisyenlerine sormalıdır. Hangi gübrenin hangi cins topraklarda yararlı olacağı bilinmektedir. Bu nedenle; ilgili uzmana danışmaksızın ilaç ve gübre kullanılmamalı. Toprak kirlenmesi toprağın verimini azaltır. Bitki hastalıklarını çoğaltır.

Bugün pek çok ilimiz çevre sorunları ile karşı karşıyadır. Örneğin Ankara’da hava, İstanbul’da su. Mersin ve Adana’da toprak kirlenmesi birer çevre sorunudur.

 

DOĞAL ÇEVRENİN KORUNMASİ İÇİN ALINACAK ÖNLEMLER

Doğal çevrenin korunması : Bu konuda alınabilecek belli başlı önlemler şunlardır:

Akar ve durgun sular, insan ve hayvan artıkları ile kirletilmemeli,

Biriken çöpler hemen kaldırılmalı,

Zararlı hayvanların, böceklerin özellikle, karasinek ve sivrisinekle­rin üreyip çoğalmaları engellenmeli,

Kanalizasyon borularındaki patlamalar hemen ilgililere bildirilme­li.

Yakıtların tam yakılması sağlanmalıdır. Böylece hem enerji kaybı, hem de hava kirliliği önlenmiş olur.

Doğal çevrenin kirletilmesi yasalarımıza göre suçtur. Bu suçu işleyenlere para ve hapis cezaları verilir.

Doğal çevre bizim çevremizdir. Biz doğayı korudukça doğa da bizleri korur. Havaya, suya, toprağa karışan kimyasal artıklar doğayı etkiliyor. Bu artıkların çoğalması insan sağlığını bozuyor. Kısaca çevre sorunları, sağlımızla yakından ilgili bir konudur.

Bulunduğumuz yeri kirletmeyelim. Doğal çevrenin güzelliklerini korumak hepimizin görevidir. Bu konuda girişilen çalışma ve çabalara katılalım. Soluduğumuz havanın, içtiğimiz ve kullandığımız suların, bulunduğu­muz yerin temiz olmasını istiyorsak çevre kirlenmesine engel olalım. Sağlımıza uygun bir çevrede yaşamak için doğal çevremizi koruyalım.

ÇEVREMİZ
Çöplerimiz birikmesin

Sularımız kirlenmesin

Yakıtımız tam yakılsın

Temiz olsun her şeyimiz.

       Oynayalım hep coşalım

       Bu yurdu temiz tutalım

Sokağımızla caddemiz

Köyümüzle, kentimiz

Temiz olsun hep çevremiz

Güzel olsun hep yöremiz.

       Oynayalım hep coşalım

       Bu yurdu temiz tutalım

Yaylada ovada dağda

Pırıl pınl bir doğada

Oynayalım hep coşalım

Bu yurdu temiz tutalım.

Erol YAVUZ BİR YER DÜŞÜNÜYORUM
Bir yer düşünüyorum, yemyeşil,

Bilmem, neresinde yurdun?

Bir ev, günlük güneşlik,

Çiçekler içinde memnun.

          Bahçe kapısına varmadan daha,

          Baygın kokusu ıhlamurun,

          Gölgesinde bir sıra, der gibi;

          — Oturun!

Haydi çocuklar haydi,

Salıncakları kurun!

Başka dallarsa, eğilmiş;

— Yemişlerimizden buyurun!

          Rüzgar esmez, konuşur;

          — Uçurtmalar uçun, çamaşırlar kuruyun.

          Mutlu olun, yaşayın,

          Ana, baba evlat, torun.

Z. Osman SABA
 

GÜZEL SÖZLER

·       Biz doğayı korudukça doğa da bizi korur.

·       Herkes sağlıklı, dengeli bir doğal çevrede yaşamak hakkına sahip­tir.

·       Çevre kirliliği, her anımızı etkileyen sağlıklı bir yaşam konusudur.

·       Sağlıklı yaşam, sağlıklı çevre ile olur.

·       Yarının doğası bugünden yaratılır.

Konya’da 28 yıldır seyyar satıcılık yapan 71 yaşındaki Mustafa Boğaz, mahallesine 8 derslikli okul yaptırılması için 410 metrekare arsa ile 300 bin TL bağışladı.

Konya’nın Meram ilçesi Gödene Mahallesi’nde çiftçilik yapan Boğaz, mahallesindeki öğrenci sayısının artması üzerine yeni bir okul yaptırılması için Konya Valiliği’ne istekte bulundu.

Boğaz, mahallesine okul yaptırılması için kendisine ait 410 metrekare araziyi ve ailesinden kendisine miras kalan araziyi satarak elde ettiği 300 bin lirayı hiç düşünmeden bağışladığını söyledi. 47 yıldır evli olduğu eşi Meliha Boğaz (63) ile uzun süre tedavi görmelerine rağmen çocuk sahibi olamadıklarını ifade eden Boğaz, çocuk özlemini mahalledeki okula giden çocukları severek giderdiğini belirtti.

Her yıl okulların açıldığı ilk günlerde mahalledeki okulda çocuklara çikolata dağıttığını ifade eden Boğaz, “Cuma namazı için camiye giderken mahallemizdeki okulun yanından geçiyorum. Okulun yanına geldiğimde bir müddet durup çocukların seslerini dinliyorum. Çocuk özlemimi orada gideriyorum” dedi.

28 YILLIK SEYYAR SATICI

28 yıldır Konya’da seyyar satıcılık yaptığını söyleyen Boğaz, çalışmaktan hiçbir zaman vazgeçmediğini, ilerleyen yaşına rağmen sabah erkenden uyanıp bahçesinde yetiştirdiği fasulye, üzüm, biber, soğan gibi ürünleri satmak için yola çıktığını bildirdi.

Eğitime ve çevresine yaptığı yardımlarla mahallelinin sevgisini kazandığını kaydeden Boğaz, “Sokakta görenler ‘helal olsun, gel seni alnından öpeyim’ diyerek sarılıyor” diye konuştu. İhalesi tamamlanan, yakında temeli atılacak okula kendi isminin verileceğini söyleyen Boğaz, şunları kaydetti:

“Çok istememe rağmen çocuk sahibi olamadım. Ancak bundan sonra ismimin verileceği okulda eğitim görecek bütün çocukları evladım gibi göreceğim. İnşallah buradan yetişecek çocukların mahallemize, ülkemize faydası olacak. Okulun yapılması için gerekli parayı ve araziyi verirken hiç düşünmedim. Eşimle birlikte hep bu anı bekledik. Hepsi helalühoş olsun. İmkanlar el verdiği sürece yardım etmeye devam edeceğim.”

Kaynak : http://www.internethaber.com/seyyar-satici-servetiyle-okul-yaptirdi-373745h.htm#ixzz1YyaMJvNc

“Türkiye’de Coğrafi Bölgelerin Oluşturulması” Konusuna İlişkin Bilgi Notu:          12. Sınıf Coğrafya dersi öğretim programında, “Mekansal Bir Sentez: Türkiye” 4. ünitesinin C.12.1 kazanımı “Bölge tanımlama ve sınıflandırılmasında kullanılan kriterler açısından ülkemizde farklı bölge türlerini haritalar üzerinde örneklendirir.” biçimindedir.

Bu kazanım, 12. sınıf Coğrafya ders kitabında “Türkiye’de Coğrafi Bölgelerin Oluşturulması” başlığı ile işlenmiştir.

Bu başlık altında kazanım;

A. Türkiye’nin Fiziki Coğrafya Özelliklerine Göre Bölgeler

a. Yeryüzü Şekillerine Göre Bölgeler

b. İklim Tipine Göre Bölgeler

c. Bitki Örtüsüne Göre Bölgeler

d. Su Özelliklerine Göre Bölgeler

B. Beşeri Coğrafya Özelliklerine Göre Bölgeler

a. Nüfus Yoğunluğuna Göre Bölgeler

b. Yerleşim Özelliklerine Göre Bölgeler

c. Ekonomik Özelliklerine Göre Bölgeler

ç. Karma Bölgeler

şeklinde açıklanmaktadır.

          Program ve ders kitabında, Türkiye’nin 7 coğrafi bölgeye ayrılmasıyla ilgili herhangi bir değişiklik söz konusu değildir. Ancak yeryüzü şekillerine, iklim tipine, nüfus yoğunluğuna, yerleşim, ekonomik ve karma özelliklerine göre bir tasnif yapılmıştır. Bununla bölgelerdeki tüm özelliklerin aynı olmadığı, aynı bölge içinde farklı iklim, yeryüzü şekli, bitki örtüsü, nüfus yoğunluğu ve ekonomik özelliklerinin olabileceğinin öğrencilere kavratılması amaçlanmaktadır.

Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı

 

Kolanın, sosisin, rujların, allıkların ve daha birçok ürünün rengini borçlu olduğu cochineal böceği fiyatları ile altına kafa tutuyor.

Kaktüslerin üzerinde asalak olarak yaşayan cochineal böceği, karaborsaya düştü… İşlenmiş cochinealin kilosu son bir yılda 2’ye katlandı… “Bu kimi ilgilendirir?” demeyin, dünyada kolaya renk veren böcek olarak efsanevi bir ün yapan cochineal, gıdadan kozmetiğe kadar birçok sektörün ‘canı kanı’ gibi. O olmadan ne sosisin rengi pembe, ne rujlar rengârenk, ne de kolalar şu anki renginde olabilir.

Kilosu 500 euro
Sağladığı kırmızı renk nedeniyle cochineal böceği, ilk olarak Aztekler tarafından kök boyası olarak kullanılıyor. Böcekten elde edilen carmine boya pigmenti şu anda ise dünyada dev bir piyasa. En büyük alıcısı da gazlı içecek üreticileri, gıda firmaları ve kozmetikçiler. Doğal bir katkı maddesi olması nedeniyle de dünyada giderek önemi artan carmine isimli katkı maddesinin hava şartlarına bağlı olarak üretiminin bir miktar azalması nedeniyle fiyatı fırladı. Gazlı içecek devleri birçok fabrikada üretimi kapattı. Geçen yıl kilosu 200-250 euro olan carmine, şu anda piyasada 450-500 euroya bile zor bulunuyor.

Asparagas değil gerçek Türkiye’de 10 ithalatçısı var
Yıllardır halk arasında asparagas olarak görülen ‘kolanın içinde böcek var’ söylentilerinin de gerçek olduğunu Türkiye’de son yıllarda oluşan ‘cochineal’ piyasası gözler önüne seriyor. Türkiye’de carmine katkı maddesinin yaklaşık 10 ithalatçısı bulunuyor. Türkiye’nin önde gelen gıda katkı maddeleri ithalatçılarından Ünak Gıda da bunlardan biri. Şirketin Genel Müdürü Atilla Kendigelen, 11 senedir carmine ithalatı yaptıklarını açıklıyor. “Ancak son bir iki yıldır ithalatta patlama var. Çünkü AB’ye uyum kapsamında daha önce kullanılan katkı maddeleri yasaklandı. Fermente edilmiş pirinç de bunlardan biri” diyen Kendigelen, Türkiye’de sadece gıda sektörünün yılda 50 ton carmine kullandığını açıklıyor. Kendigelen, Ünak Gıda olarak yılda 15 ton civarında carmine ithalatı yaptıklarını anlatıyor.

Dev fabrikalarda işleniyor
Cochineal böceği Meksika, Bolivya, Şili, Kanarya Adaları ve Peru’da dikenli kaktüslerin üzerinde yaşıyor.
Doğal ortamında çoğaldığı gibi kültürel olarak da yetiştirilebiliyor. Böceklerin üretimi için büyük çiftlikler bulunuyor.
Peru, Şili ve Meksika’da bulunan büyük fabrikalarda toplanan böcekler işleme tabi tutuluyor. Işınlanıp hijyenik hale getiriliyor.
Daha sonra da toz haline getirilerek satışa sunuluyor.

Kaynak: Kenthaber.com

Türkiye’de alışveriş yatırımı yapmak için en uygun şehirleri tespit etmek için Kiralama Danışmanlık Merkezi’nin yaptığı araştırma çok çarpıcı sonuçlar ortaya koydu.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK)’nun 2001 yılından bu yana şehir bazında kişi başı geliri hesaplamıyor oluşandan yola çıkan KDM’nin Genel Müdürü Murat İzci, Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı’nın, TUİK’in, Devlet Planlama Teşkilatı’nın ve Uluslararası Para Fonu (IMF)’nun verilerinden yola çıkarak hazırladıkları çalışmanın detaylarını paylaştı.

Sahip oldukları kişibaşına gelirlerle büyük sürpriz yapan Anadolu’nun sanayi şehirleri birçok büyükşehri sollamış durumda.

İşte Türkiye’nin il il ekonomik görünümü:

1- Bolu: Kişibaşı Gelir : 88 bin 778 TL

2- Kocaeli: Kişibaşı Gelir : 63 bin 374 TL

3 – Yalova: Kişibaşı Gelir : 33 bin 933 TL

4 – Kırıkkale: Kişibaşı Gelir : 22 bin 955 TL

5 – Mardin: Kişibaşı Gelir : 22 bin 798 TL

6- Zonguldak: Kişibaşı Gelir : 20 bin 172 TL

7- Muğla: Kişibaşı Gelir : 18 bin 980 TL

8 – Mersin: Kişibaşı Gelir : 18 bin 094 TL

9 – Kırklareli: Kişibaşı Gelir : 17 bin 493 TL

10 – İzmir: Kişibaşı Gelir : 17 bin 292 TL

11 – İstanbul: Kişibaşı Gelir : 17 bin 210 TL

 12 – Karaman: Kişibaşı Gelir : 16 bin 979 TL

13 – Eskişehir: Kişibaşı Gelir : 16 bin 936 TL

14 – Sakarya: Kişibaşı Gelir : 16 bin 523 TL

15 – Antalya: Kişibaşı Gelir : 16 bin 261 TL

 16 – Bilecik: Kişibaşı Gelir : 15 bin 241 TL

17 – Kırşehir: Kişibaşı Gelir : 15 bin 205 TL

18 – Manisa: Kişibaşı Gelir : 15 bin 158 TL

19 – Tekirdağ: Kişibaşı Gelir : 14 bin 788 TL

20 – Ankara: Kişibaşı Gelir : 14 bin 559 TL

21 – Bursa: Kişibaşı Gelir : 14 bin 318 TL

22 –Tokat: Kişibaşı Gelir : 14 bin 308 TL

23 – Çanakkale: Kişibaşı Gelir : 14 bin 186 TL

24 – Gaziantep: Kişibaşı Gelir : 14 bin 166 TL

25 – Kahramanmaraş: Kişibaşı Gelir : 14 bin 066 TL

26 – Balıkesir: Kişibaşı Gelir : 13 bin 869 TL

27 – Adana: Kişibaşı Gelir : 13 bin 431 TL

28 – Artvin: Kişibaşı Gelir : 13 bin 291 TL

29 – Edirne: Kişibaşı Gelir : 13 bin 246 TL

30 – Malatya: Kişibaşı Gelir : 13 bin 205 TL

31 – Nevşehir: Kişibaşı Gelir : 12 bin 839 TL

32 – Sinop: Kişibaşı Gelir : 12 bin 794 TL

33 – Trabzon: Kişibaşı Gelir : 12 bin 775 TL

34 – Çankırı: Kişibaşı Gelir : 12 bin 712 TL

35 – Burdur: Kişibaşı Gelir : 12 bin 690 TL

36 – Samsun: Kişibaşı Gelir : 12 bin 494 T

37 – Çorum: Kişibaşı Gelir : 12 bin 308 TL

38 – Afyonkarahisar: Kişibaşı Gelir : 12 bin 177 TL

39 – Rize: Kişibaşı Gelir : 12 bin 160 TL

40 – Erzincan: Kişibaşı Gelir : 12 bin 095 TL

41 – Tunceli: Kişibaşı Gelir : 12 bin 2 TL

42 – Aydın: Kişibaşı Gelir : 11 bin 844 TL

43 – Kütahya: Kişibaşı Gelir : 11 bin 613 TL

44 – Şanlıurfa: Kişibaşı Gelir : 10 bin 508 TL

45 – Sivas: Kişibaşı Gelir : 11 bin 214 TL

46 – Elazığ: Kişibaşı Gelir : 10 bin 881 TL

47 – Konya: Kişibaşı Gelir : 10 bin 791 TL

48 – Gümüşhane: Kişibaşı Gelir : 10 bin 659 TL

49 – Denizli: Kişibaşı Gelir : 10 bin 651 TL

50 – Düzce: Kişibaşı Gelir : 10 bin 521 TL

51 – Siirt: Kişibaşı Gelir : 10 bin 508 TL

52 – Kayseri: Kişibaşı Gelir: 10 bin 488 TL

53 – Osmaniye: Kişibaşı Gelir : 10 bin 429 TL

 54 – Kilis: Kişibaşı Gelir : 10 bin 402 TL

55 – Batman: Kişibaşı Gelir : 10 bin 353 TL

56 – Niğde: Kişibaşı Gelir : 10 bin 163 TL

57 – Amasya: Kişibaşı Gelir : 9 bin 908 TL

58 – Giresun: Kişibaşı Gelir : 9 bin 852 TL

59 – Karabük: Kişibaşı Gelir : 9 bin 657 TL

60 – Ordu: Kişibaşı Gelir : 9 bin 626 TL

61 – Hakkari: Kişibaşı Gelir : 9 bin 350 TL

62 – Diyarbakır: Kişibaşı Gelir : 9 bin 309 TL

63 – Adıyaman: Kişibaşı Gelir : 9 bin 283 TL

64 – Kastamonu: Kişibaşı Gelir : 9 bin 139 TL

65 – Yozgat: Kişibaşı Gelir : 9 bin 32 TL

66 – Erzurum: Kişibaşı Gelir : 8 bin 435 TL

67 – Isparta: Kişibaşı Gelir: 8 bin 235 TL

68 – Hatay: Kişibaşı Gelir : 7 bin 16 TL

69 – Kars: Kişibaşı Gelir : 6 bin 750 TL

70 – Bayburt: Kişibaşı Gelir : 6 bin 620 TL

71 – Uşak: Kişibaşı Gelir : 6 bin 477 TL

72 – Aksaray: Kişibaşı Gelir : 6 bin 306 TL

73 – Bingöl: Kişibaşı Gelir : 6 bin 277 TL

74 – Van: Kişibaşı Gelir : 5 bin 933 TL

75 – Ardahan: Kişibaşı Gelir : 4 bin 952 TL

76 – Bitlis: Kişibaşı Gelir: 4 bin 123 TL

77 – Ağrı: Kişibaşı Gelir : 3 bin 616 TL

78 – Muş: Kişibaşı Gelir : 3 bin 266 TL

79 – Iğdır: Kişibaşı Gelir : 2 bin 424 TL

80 – Bartın: Kişibaşı Gelir : 2 bin 283 TL

81 – Şırnak: Kişibaşı Gelir : 508 TL

Kaynak: http://www.internethaber.com/iste-turkiyenin-en-zengin-sehri-foto-galerisi-17937.htm

Eski Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı M. Hilmi Güler‘in Memleketi Ordu‘da, Son Yapılan Araştırmalarda Önemli Miktarda Maden Yatakları Ortaya Çıkarıldı. 2004-2005 Yıllarında İl Genelinde Yapılan Araştırmalar da, Önemli Miktarda Demir, Bakır, Kurşun, Çinko ve Az Miktarda Altın ve Gümüş Yatakları Bulundu.

Son yapılan araştırmalarda önemli miktarda maden yatakları ortaya çıkarıldı. 2004-2005 yıllarında il genelinde yapılan araştırmalar da, önemli miktarda demir, bakır, kurşun, çinko ve az miktarda altın ve gümüş yatakları bulundu.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Maden Tetkik Arama (MTA) Enstitüsü’nden edinilen bilgilere göre, 2004-2005 yıllarında yapılan araştırma ve sondaj sonuçlarına göre Kabadüz İlçesi sınırları içerisinde bulunan ve turizm merkezi olan Çambaşı Yaylası’nın Yündalan mevkiinde yüksek miktarda demir yatakları bulundu. Sahada 750 bin ton demir rezervi bulunduğu belirlendi. Aynı alanda 1972 yılında Demir Export adlı firmanın 2 adet galeri açtığı ve birçok yarma yaptığı, 1978 yılında MTA tarafından yapılan sondajlar sonrasında kapatıldığı belirlendi.

Ulubey İlçesi Akoluk mevkiinin ise altın, gümüş, bakır, çinko ve kurşun madenleri açısından zengin olduğu tespit edildi. Buna göre, 1990 yılında Akoluk mevkiinde yapılan sondajlarda bir ton toprakta 1 gram altın, 19 gram gümüş olduğu tahmin edilirken, 2004-2005 yıllarında yapılan sondajlarda bir ton toprakta 1-2 gram altın ve 50 gram gümüş olduğu ortaya çıktı. Yörede altın ve gümüş rezervinin 924 bin ton olduğu tahmin ediliyor. Akoluk mevkiinin değişik paftalarında ise 20 bin tonluk demir ve manganez damarlarına da rastlandı. Aynı alanda 595 bin ton da bakır-kurşun-çinko damarları bulundu. Yine Ulubey‘in Sayaca mevkiinde ise tonda 1-2 gram altın olan 17 bin ton rezerv olduğu da belirlendi.

Yapılan sondajlar sonunda Fatsa ve Gölköy ilçelerinde de önemli maden damarlarına rastlandı. Buna göre, Fatsa‘nın Zaviköy ve Değirmenarkası Mahallesi mevkiinde 1 milyon ton civarında bakır damarlarının varlığı ortaya çıkarıldı. Gölköy‘ün Çetilli Köyü’nde ise 66 bin ton görünür rezervi olan kurşun ve çinko damarlarına rastlanırken, Şıhman Köyü’nde ise MTA’nın yaptığı araştırmalarda 366 bin ton kurşun ve çinko damarlarına ulaşıldı. Burada 1964-65 yıllarında açıldığı ve işletildiği belirlenen 2 adet göçmüş galeri olduğu ortaya çıkarıldı.

Diğer ilçe ve köylerde yapılan sondajlarda ise çok küçük miktarlarda ortaya çıkarılan rezervlerin ise ekonomik olmadığı için geleceği bulunmadığı belirtildi.

Zayıflamak istiyorsanız yavaşlayın. Yavaş yavaş yiyerek yemeğin zevkini daha iyi çıkarır, yemek yerken daha hoş görünür, tokluk sinyallerinin midenizden beyninize ulaşması için zaman kazanır, daha iyi çiğner, daha iyi hazmeder, daha az yer ve daha kolay zayıflarsınız.

YEMEK hızınızı nasıl yavaşlatacaksınız ?
Çatalınıza daha az yemek koyun. Yemek yerken zaman zaman ara verin ve su yudumlayın. Öze ve lezzete daha çok önem verin. Yemeğe iştahınızı azaltacak düşük kalorili, hacimli yiyeceklerle başlayin. Yağsız, sebze, çorbalar ve salatalar doğru başlangıç tercihleridir.
Başkalarıyla yemek yerken hızınızı azaltmayı deneyin. Hızınızı takip etmek için de kendinize en yavaş yiyen kişiyi rakip seçin ve ögünü bitiren en son kişi siz olmaya çalışın.
Yemek yerken ayakta durmak yerine oturun. Oturmak hızınızı kesecektir.
Yemek yerken başka bir şeyle (okumak, televizyon izlemek) uğrasmayın, onun yerine hafif bir müzik dinlemeyi veya iyi bir partnerle sohbet etmeyi deneyin.

ATIŞTIRMAYI ÖNLEYİN
Yemeği daha az görünür ve ulaşılır hale getirin. Şeker kavanozları veya kurabiye tabakları hazırlayıp masalarda bırakmayın.
Besinleri buzdolabında açıkta veya şeffaf paketlerde değil, kapalı tutun. Böylece buzdolabını açtığınızda görsel işaretler almazsınız.
Aşırı ve gereksiz yemeyi engellemek için öğünlerinizi önceden

29181342Londra’daki King College Hastanesi Yaşlanma Bilimi Enstitüsü tarafından yapılan bir araştırma, vücudumuzun bize hayatımızı kurtaracak tam 16 ipucu verdiğini ortaya koydu. Sağlıklı yaşam konusunda birçok araştırmaya imzasını atan; Londra’daki King College Hastanesi Gerontoloji (yaşlanma bilimi) Enstitüsü’nde araştırmalarını yürüten Prof. Dr. Robert Wale, “Sadece parmaklarınızın uzunluğu bile sizin sağlığınız hakkında kayda değer bilgi sahibi olmamızı sağlıyor aslında.

Siz de vücudunuzla ilgili önemli detaylara; dikkat ederek sağlığınızı koruyabilirsiniz ” diyor ve ekliyor: “Vücudunuz; siz fark etmeden sağlığınızla ilgili en önemli ipuçlarını veriyor. “Prof. Wale’ye göre, tırnaktan gözlere, doğum kilosundan avuç içine kadar vücuttaki her şey birer gösterge. O halde bir test yaparak ne kadar sağlıklı olduğumuzu anlamak mümkün.

Wale’nin “İşte hayatınızı kurtaracak 16 ipucu” dediği test şöyle:

1. Tırnaklar : Tırnaklarınıza dikkatle bakın. Eğer hafif mavilik yada; morluk görürseniz bu bir kalp hastalığıyla karşı karşıya olduğunuz anlamına gelebilir. Tırnaklarınızın aşırı kalın olması ya da üstlerinde tümsekler olması da nefes alma hatta akciğer sorunlarıyla karşı karşıya olduğunuzu gösterebilir.

2. Nefeslerinizi sayın : Eğer dakikada 15 kez ve daha altında nefes alıp veriyorsanız sağlıklı ciğerlere sahipsiniz demek… Eğer 25 kez nefes alıp veriyorsanız o zaman sağlığınıza dikkat etmelisiniz.

3. Gözler : Aynada gözlerinizden birine bakın. İris’in etrafında beyaz bir daire varsa kolesterol seviyeniz yüksek anlamına geliyor. Bu aynı şekilde yaklaşan kalp sorunlarının da en büyük habercisi.

4. Avuç içinize bakın : Avuç içlerinize dikkatle bakın. Eğer kırmızı ve lekelilerse karaciğerinizde sorun var demek.

5. Hafıza kontrolü : Bir tepsinin üstüne rasgele 10 eşya koyun. Tepsiye sadece 10 saniye bakın. Kaç tanesini hatırlayabildiniz? İyi bir hafızanızın olması Alzheimer’le karşılaşma riskinizin daha az olacağı anlamına geliyor.

6. Kas kontrolü : Sırt üstü yatın. Bacaklarınız dümdüz olsun. Bir bacağınızı havaya kaldırın. Bir kişinin ayağınıza bastırmasını isteyin. Eğer bacağınız yere düşüyorsa,kaslarınız da bir zayıflık olduğu anlamına geliyor.

7. Görünüş : Gözünüzün hemen altında elmacık kemiğiniz üzerine bir cetvel yerleştirin. Sonra cetvelin üstüne bir kredi kartı yerleştirin kartı en rahat okuduğunuz uzaklığı ölçün. Ne kadar yakına gelirse gelsin kartı rahat okuyabiliyorsanız göz sağlığınızın iyi olduğu anlamına geliyor.

8. Tiroit misiniz? : Kollarınızı yere paralel olarak tam karşınızda birşeye uzanıyormuş gibi uzatın. Ellerinize dikkat edin. Eğer elleriniz bu pozisyonda titriyorsa o zaman tiroit olma riskiniz çok.

9. Düz yürümek : Yere bir metre uzunluğunda bir çizgi çizin. Üzerinde rahat rahat yürüyebiliyorsanız, vücudunuzun koordinasyonu iyi işliyor demektir.

10. Doğum kilonuz : Annenize kaç kilo doğduğunuzu sorun. 3 kilonun altında doğmuşsanız kalp sorunlarıyla karşı karşıya kalabilirsiniz.

11. Beliniz kalın mı? : Vücut şekliniz elmaya benziyorsa, yani yağlarınız belinizin çevresinde toplanıyorsa, kalp sorunu yaşama riskiniz daha fazla.

12. Tuvalet sıklığı : Her 3 saatte bir tuvalete birden çok gitme ihtiyacı mı hissediyorsunuz? Diyabetin en erken alarmlarından biri sık sık tuvalete gitmektir.

13. Nabız kontrolü : Nabzınız ne kadar yavaş atıyorsa o kadar uzun yaşayacaksınız demektir. Yani nabzınız 70′in altındaysa sağlıklısınız anlamına geliyor.

14. Dişlerinizi fırçalayın : Eğer dişleriniz kanıyorsa, kalbiniz tehlikede demektir.

15. Parmak uzunluğu : İşaret ve yüzük parmakları aynı uzunlukta olan kişilerin kalp krizi geçirme riski daha fazla.

16. Ayak bilekleri : Baş parmağınızla ayak bileğinizin arka kısmına bastırın. Eğer bastırdığınız noktada çok fazla çukurluk oluşuyorsa, o zaman kalp, akciğer, böbrek sorunlarıyla karşı karşıya kalabilirsiniz.

Dr. Ahmet Cetinbudaklar

Bizim za…….

Posted: Temmuz 28, 2008 in Bizim Zamanımızda

babaların -bizim zamanımızda-

klasik nutuk başlatan kelimeleridir. zira onlar hitaplarını başta yapmayıp cümle başlarında sonlarında ortalarında yaparak nutka bizim zamanımızda, diye başlamayı uygun görürlerdi. bizim evde yıllar yılı dinlenmiş şimdilerdeyse keşke onların evinde olsam da aynı lafları işitsem dediğim günlerden örnekler:
bizim zamanımızda,
ne kendimize ait odamız vardı ne kitaplarımız vardı, okuyup okumamamız kimsenin umurunda olmazdı. ulan eşşolueşşekler (aralara serpilen hitap, nedense isimlerimizle pek seslenilmezdi?!?), sizin kendinize ait odanız var kitaplarınız var (ki neden o kadar çok olduklarını hiç anlamadım, çalış çalış bitmezlerdi, sınav dönemlerinde hala yetiştirelemeyen konular olurdu, o kadar çok olmasalar olmaz mıydı?), masanız var. bir sürü hocanız var, biz soru sormayı bırak yanlarına yaklaşamazdık. yine de çalışmıyorsunuz. (ama baba, bazı problemlerim vardı, konsantre olamadım…) ulan eşşek sıpası senin çalışmaya götün yok zaten. bizim zamanımızda böyle miydi? ben kalaycı hacı alinin oğluydum. hafta sonları babama yardıma giderdim. siz napıyorsunuz peki? bizim zamanımızda doğru düzgün kitap bile yoktu, sizin bilgisayarınız var. (baba buarada benim bilgisayarla autocad çalışmıyor, bak artık çizimlere başlamam gerek, yenilesek diyorum). eşşulueşşek önce bunu öğren. (baba öyle bişey yok, yani bu bilgisayarı öğrenip şu bilgisayara geçmiyorsun, bu yeterli kapasitede değil. [bilgisayar bitmeyen yakarmalar sonucu ünv.3 de yenilenir]. biz altı kardeştik hepimiz aynı odada kalırdık. cep harçlığımızı kendimiz çıkarırdık. (ha babaaa, minibüse zam gelmiş, harçlığıma zam yapar mısın?) eşşek sıpası tramvaya bin minibüse zam geldiyse. bak hanım bunun dili uzamış, ben söylüyorum sana……………………………………….
şimdi hayat öyle şaşırtıcı geliyor ki, çocuklarıma ne diyeceğimi bile bilmiyorum, teknolojinin gelişiminin sınırı, ucu bucağı yok ki..
bizim zamanımızda öyle bir tanecik odaya tıkardı anamız babamız bizi. orda yat orda kalk orda çalış. siz öyle misiniz eşşolueşşekler, yatak odanız ayrı, çalışma odanız ayrı, hobi odanız ayrı. hem biz o odalarda tek kişilik daracık yataklara yatardık. sizin bu yataklar stadyum gibi, yok yok, siz elinizdekinin kıymetini bilemiyorsunuz. biz dersimizi çalışacağımızda giderdik kütüphanelerden bilgi toplardık, sonra internet yaygınlaştı tabi ama üniversite bitiyordu nerdeyse. bizim ööööyle 60 gb lık bir bilgisayarımız vardı, nah bu kadar kocaman bir kasa, eşşek ölüsü gibi bir monitör, sığdır bir yere sığdırabilirsen. o monitörü bir kucağına alsan belini incitirdin. ya siz napıyorsunuz? yoktu bu x’ler o zaman daha.. bizim zamanımızda birküsür mb lık disketler vardı, sen duydun mu hiç disketi. bana baak. konuşurken yüzüme bak. bilgilerimizi ona sığdırmaya çalışırdık. neyseki sonradan cdler yaygınlaştı, arkasından dvd çıktı. tabi sen şimdi cd ne diye sorucan. yoktu bu x’lerden o zamanlar. bizim zamanımızda okula gitmek için bitmek tükenmek bilmeyen minibüs kuyruklarına girerdik, para bitmeye yakın da tramvayla giderdik. siz öyle misiniz şimdi? sihay beyaz televizyonda tek bir kanal seyrederdik çocukken, deden bir gün renkli tv la çıkageldi de biz de öööyle şaşırakaldık. hatta bir kanal daha açılacakmış dediklerinde sabahtan akşama kadar çizgi film çıkacak o kanalda sanıp deliler gibi sevinmiştik. evinde video olan tanıdıklara gidince de sevinirdik, aaah ah hiç bilmiyorsunuz memnun olmayı. filmleri deve gibi kasetlerden izlerdik, yoktu o zaman dvd falan. cep telefonları da bizim gençliğimizde yeni çıkmıştı, herkes alamazdı, yoktu sizin bu x’lerden. bizim zamanımızda kapıları açmak için anahtarlar olurdu. bir anahtarlıkta bir tomar anahtarla gezerdik. böyle miydi o zaman. eşşek sıpası eşşolueşşekler sizi.
sizin çalışmaya götünüz yok!!!!!

olayın bokunu çıkarmak gerekirse: bizim zamanımızda para vardı para. ekmek alırdın parayla (bu arada ekmek vardı, ekmeksiz ne kahvaltı ederdik ne yemek yerdik. (ha bu arada o zamanlar yemek yerdik böyle çeşit çeşit, ben diyim zeytinyağlı sen de etli, yoktu bu kapsüllerden o zamanlar, aaaah ah, keşke hiç olmasaydı. et mi? haaaa, bazı hayvanların etini yerdik, keser pişirirdik tabi, vahşi değildik (pişirmek…o zamanlar böyle dört gözlü ocaklar olurdu, gazla çalışırdı. tencere denen kaplarda bazı sebzeleri pişirir, yemek yapardık. öyle ya, patlıcan çiğ çiğ yenmez ki. patlıcan mııı?? of evladım of. yarın müzeye gidelim de göstereyim.)))

BABAM… BENİM TAPINAĞIM!

Posted: Temmuz 28, 2008 in GÜNDEN

Necmettin Tetik

Can Yücel’in en çok sevdiğim şiiridir; “Ben Hayatta En çok Babamı Sevdim…”

Benim de hayatta en sevdiğim sensin babacığım… Bazen bunu pek dile getiremesem de bu hep böyleydi ve böyle olacak… Bilirisin özel günlerle aram çok iyi değildir ama yine de atlamamaya gayret ederim… Çünkü sen “Sevdiklerinle yaşadığın her gün en özel gündür ve ne kadar kötü olursa olsun bunun tadını çıkarmalısın evlat!” diye büyüttün beni annemle…

Evet, büyüttün beni… (Anneciğim n’olursun alınma. Bu babamla aramda. Erkek erkeğe bir mesele. J ) Klasiktir ya özel günler adeta teşekkür resmi geçidine dönüşür; Ben eğer seninle ilgili böyle bir şey yapmaya kalksam sanırım o teşekkürlerin altında ezilir giderim!

Ama bilmeni isterim ki: Benim gibi bir baş belasını adam ettiğin için; Çocukken hayallerime ortak olduğun, Süpermencilik oynadığın, futbol maçlarına götürdüğün ve çizgi romanlarla okuma-yazmayı öğrettiğin için… Okulda sırama Altay’ın 11’ini kazıdığımda disipline gittiğim zaman beni savunduğun için… Mahalle maçlarında milletin camlarını kırdığımda, gülerek; “Takma kafaya, olur böyle şeyler. Ama şu sakarlığına bir çare bulmalıyız!” dediğin için… İlk defa aşk acısı çektiğimde oturup benimle ağladığın için… Sabah, hava soğukken yanıma gelip; “Bu soğukta, sıcacık yatağından kalkıp okula gidilir mi arkadaş? Senin yerinde olsam okulu ekerdim!”dediğin için… Komaya girdiğimde eksi bilmem kaç derece olan kan poşetlerini göğsünde ısıtıp bana yeniden hayat verdiğin için… Çocukken çok istediğim o spor ayakkabıları aldığın için… Her umudum kırıldığında sevginle bana güç ve cesaret verdiğin için… Kendime Tazmanya Canavarlı kravatlar, demir arabalar aldığımda gülerek ‘Sen hiç büyümeyeceksin, hep çocuk kalacaksın evlat! Aman zaten sakın büyüme…” dediğin için…

Beni, ben yaptığın ve dünyayı senin renklerinle tanımamı sağlayarak, kendi renklerimle hayallerimi gerçekleştirmemi sağladığın için ve daha sayamadığım milyonlarca şey için teşekkür ederim!!! Canım babam… Benim tapınağım!!! Başta senin ve tüm babaların bu güzel günü kutlu olsun!

Seni Seviyorum Babacığım…

Necmettin TETİK

BEN HAYATTA EN ÇOK BABAMI SEVDİM…

Ben hayatta en çok babamı sevdim

Karaçalılar gibi yerden bitme bir çocuk

Çarpı bacaklarıyla, ha düştü ha düşecek

Nasıl koşarsa ardından bir devin

O çapkın babamı ben öyle sevdim

Bilmezdi ki oturduğumuz semti

Geldi mi de gidici hep , hep acele işi

Çağın en güzel gözlü maarif müfettişi

Atlastan bakardım nereye gitti

Öyle öyle ezber ettim gurbeti

Sevinçten uçardım hasta oldum mu,

Kırkı geçerse ateş, çağırırlar İstanbul’a

Bi helallaşmak ister elbet , diğ’mi oğluyla!

Tifoyken başardım bu aşk oy’nunu,

Ohh dedim, göğsüne gömdüm burnumu,

En son teftişine çıkana değin

Koştururken ardından o uçmaktaki devin,

Daha başka tür aşklar, geniş sevdalar için

Açıldı nefesim, fikrim, canevim

Hayatta ben en çok babamı sevdim.

Can YÜCEL