Zayıflamak İstiyorsanız Yemeğinizi Yavaş Yiyin !

Zayıflamak istiyorsanız yavaşlayın. Yavaş yavaş yiyerek yemeğin zevkini daha iyi çıkarır, yemek yerken daha hoş görünür, tokluk sinyallerinin midenizden beyninize ulaşması için zaman kazanır, daha iyi çiğner, daha iyi hazmeder, daha az yer ve daha kolay zayıflarsınız.

YEMEK hızınızı nasıl yavaşlatacaksınız ?
Çatalınıza daha az yemek koyun. Yemek yerken zaman zaman ara verin ve su yudumlayın. Öze ve lezzete daha çok önem verin. Yemeğe iştahınızı azaltacak düşük kalorili, hacimli yiyeceklerle başlayin. Yağsız, sebze, çorbalar ve salatalar doğru başlangıç tercihleridir.
Başkalarıyla yemek yerken hızınızı azaltmayı deneyin. Hızınızı takip etmek için de kendinize en yavaş yiyen kişiyi rakip seçin ve ögünü bitiren en son kişi siz olmaya çalışın.
Yemek yerken ayakta durmak yerine oturun. Oturmak hızınızı kesecektir.
Yemek yerken başka bir şeyle (okumak, televizyon izlemek) uğrasmayın, onun yerine hafif bir müzik dinlemeyi veya iyi bir partnerle sohbet etmeyi deneyin.

ATIŞTIRMAYI ÖNLEYİN
Yemeği daha az görünür ve ulaşılır hale getirin. Şeker kavanozları veya kurabiye tabakları hazırlayıp masalarda bırakmayın.
Besinleri buzdolabında açıkta veya şeffaf paketlerde değil, kapalı tutun. Böylece buzdolabını açtığınızda görsel işaretler almazsınız.
Aşırı ve gereksiz yemeyi engellemek için öğünlerinizi önceden

Sağlık kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Hayatınızı Kurtaracak 16 İpucu

29181342Londra’daki King College Hastanesi Yaşlanma Bilimi Enstitüsü tarafından yapılan bir araştırma, vücudumuzun bize hayatımızı kurtaracak tam 16 ipucu verdiğini ortaya koydu. Sağlıklı yaşam konusunda birçok araştırmaya imzasını atan; Londra’daki King College Hastanesi Gerontoloji (yaşlanma bilimi) Enstitüsü’nde araştırmalarını yürüten Prof. Dr. Robert Wale, “Sadece parmaklarınızın uzunluğu bile sizin sağlığınız hakkında kayda değer bilgi sahibi olmamızı sağlıyor aslında.

Siz de vücudunuzla ilgili önemli detaylara; dikkat ederek sağlığınızı koruyabilirsiniz ” diyor ve ekliyor: “Vücudunuz; siz fark etmeden sağlığınızla ilgili en önemli ipuçlarını veriyor. “Prof. Wale’ye göre, tırnaktan gözlere, doğum kilosundan avuç içine kadar vücuttaki her şey birer gösterge. O halde bir test yaparak ne kadar sağlıklı olduğumuzu anlamak mümkün.

Wale’nin “İşte hayatınızı kurtaracak 16 ipucu” dediği test şöyle:

1. Tırnaklar : Tırnaklarınıza dikkatle bakın. Eğer hafif mavilik yada; morluk görürseniz bu bir kalp hastalığıyla karşı karşıya olduğunuz anlamına gelebilir. Tırnaklarınızın aşırı kalın olması ya da üstlerinde tümsekler olması da nefes alma hatta akciğer sorunlarıyla karşı karşıya olduğunuzu gösterebilir.

2. Nefeslerinizi sayın : Eğer dakikada 15 kez ve daha altında nefes alıp veriyorsanız sağlıklı ciğerlere sahipsiniz demek… Eğer 25 kez nefes alıp veriyorsanız o zaman sağlığınıza dikkat etmelisiniz.

3. Gözler : Aynada gözlerinizden birine bakın. İris’in etrafında beyaz bir daire varsa kolesterol seviyeniz yüksek anlamına geliyor. Bu aynı şekilde yaklaşan kalp sorunlarının da en büyük habercisi.

4. Avuç içinize bakın : Avuç içlerinize dikkatle bakın. Eğer kırmızı ve lekelilerse karaciğerinizde sorun var demek.

5. Hafıza kontrolü : Bir tepsinin üstüne rasgele 10 eşya koyun. Tepsiye sadece 10 saniye bakın. Kaç tanesini hatırlayabildiniz? İyi bir hafızanızın olması Alzheimer’le karşılaşma riskinizin daha az olacağı anlamına geliyor.

6. Kas kontrolü : Sırt üstü yatın. Bacaklarınız dümdüz olsun. Bir bacağınızı havaya kaldırın. Bir kişinin ayağınıza bastırmasını isteyin. Eğer bacağınız yere düşüyorsa,kaslarınız da bir zayıflık olduğu anlamına geliyor.

7. Görünüş : Gözünüzün hemen altında elmacık kemiğiniz üzerine bir cetvel yerleştirin. Sonra cetvelin üstüne bir kredi kartı yerleştirin kartı en rahat okuduğunuz uzaklığı ölçün. Ne kadar yakına gelirse gelsin kartı rahat okuyabiliyorsanız göz sağlığınızın iyi olduğu anlamına geliyor.

8. Tiroit misiniz? : Kollarınızı yere paralel olarak tam karşınızda birşeye uzanıyormuş gibi uzatın. Ellerinize dikkat edin. Eğer elleriniz bu pozisyonda titriyorsa o zaman tiroit olma riskiniz çok.

9. Düz yürümek : Yere bir metre uzunluğunda bir çizgi çizin. Üzerinde rahat rahat yürüyebiliyorsanız, vücudunuzun koordinasyonu iyi işliyor demektir.

10. Doğum kilonuz : Annenize kaç kilo doğduğunuzu sorun. 3 kilonun altında doğmuşsanız kalp sorunlarıyla karşı karşıya kalabilirsiniz.

11. Beliniz kalın mı? : Vücut şekliniz elmaya benziyorsa, yani yağlarınız belinizin çevresinde toplanıyorsa, kalp sorunu yaşama riskiniz daha fazla.

12. Tuvalet sıklığı : Her 3 saatte bir tuvalete birden çok gitme ihtiyacı mı hissediyorsunuz? Diyabetin en erken alarmlarından biri sık sık tuvalete gitmektir.

13. Nabız kontrolü : Nabzınız ne kadar yavaş atıyorsa o kadar uzun yaşayacaksınız demektir. Yani nabzınız 70′in altındaysa sağlıklısınız anlamına geliyor.

14. Dişlerinizi fırçalayın : Eğer dişleriniz kanıyorsa, kalbiniz tehlikede demektir.

15. Parmak uzunluğu : İşaret ve yüzük parmakları aynı uzunlukta olan kişilerin kalp krizi geçirme riski daha fazla.

16. Ayak bilekleri : Baş parmağınızla ayak bileğinizin arka kısmına bastırın. Eğer bastırdığınız noktada çok fazla çukurluk oluşuyorsa, o zaman kalp, akciğer, böbrek sorunlarıyla karşı karşıya kalabilirsiniz.

Dr. Ahmet Cetinbudaklar

Sağlık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bizim za…….

babaların -bizim zamanımızda-

klasik nutuk başlatan kelimeleridir. zira onlar hitaplarını başta yapmayıp cümle başlarında sonlarında ortalarında yaparak nutka bizim zamanımızda, diye başlamayı uygun görürlerdi. bizim evde yıllar yılı dinlenmiş şimdilerdeyse keşke onların evinde olsam da aynı lafları işitsem dediğim günlerden örnekler:
bizim zamanımızda,
ne kendimize ait odamız vardı ne kitaplarımız vardı, okuyup okumamamız kimsenin umurunda olmazdı. ulan eşşolueşşekler (aralara serpilen hitap, nedense isimlerimizle pek seslenilmezdi?!?), sizin kendinize ait odanız var kitaplarınız var (ki neden o kadar çok olduklarını hiç anlamadım, çalış çalış bitmezlerdi, sınav dönemlerinde hala yetiştirelemeyen konular olurdu, o kadar çok olmasalar olmaz mıydı?), masanız var. bir sürü hocanız var, biz soru sormayı bırak yanlarına yaklaşamazdık. yine de çalışmıyorsunuz. (ama baba, bazı problemlerim vardı, konsantre olamadım…) ulan eşşek sıpası senin çalışmaya götün yok zaten. bizim zamanımızda böyle miydi? ben kalaycı hacı alinin oğluydum. hafta sonları babama yardıma giderdim. siz napıyorsunuz peki? bizim zamanımızda doğru düzgün kitap bile yoktu, sizin bilgisayarınız var. (baba buarada benim bilgisayarla autocad çalışmıyor, bak artık çizimlere başlamam gerek, yenilesek diyorum). eşşulueşşek önce bunu öğren. (baba öyle bişey yok, yani bu bilgisayarı öğrenip şu bilgisayara geçmiyorsun, bu yeterli kapasitede değil. [bilgisayar bitmeyen yakarmalar sonucu ünv.3 de yenilenir]. biz altı kardeştik hepimiz aynı odada kalırdık. cep harçlığımızı kendimiz çıkarırdık. (ha babaaa, minibüse zam gelmiş, harçlığıma zam yapar mısın?) eşşek sıpası tramvaya bin minibüse zam geldiyse. bak hanım bunun dili uzamış, ben söylüyorum sana……………………………………….
şimdi hayat öyle şaşırtıcı geliyor ki, çocuklarıma ne diyeceğimi bile bilmiyorum, teknolojinin gelişiminin sınırı, ucu bucağı yok ki..
bizim zamanımızda öyle bir tanecik odaya tıkardı anamız babamız bizi. orda yat orda kalk orda çalış. siz öyle misiniz eşşolueşşekler, yatak odanız ayrı, çalışma odanız ayrı, hobi odanız ayrı. hem biz o odalarda tek kişilik daracık yataklara yatardık. sizin bu yataklar stadyum gibi, yok yok, siz elinizdekinin kıymetini bilemiyorsunuz. biz dersimizi çalışacağımızda giderdik kütüphanelerden bilgi toplardık, sonra internet yaygınlaştı tabi ama üniversite bitiyordu nerdeyse. bizim ööööyle 60 gb lık bir bilgisayarımız vardı, nah bu kadar kocaman bir kasa, eşşek ölüsü gibi bir monitör, sığdır bir yere sığdırabilirsen. o monitörü bir kucağına alsan belini incitirdin. ya siz napıyorsunuz? yoktu bu x’ler o zaman daha.. bizim zamanımızda birküsür mb lık disketler vardı, sen duydun mu hiç disketi. bana baak. konuşurken yüzüme bak. bilgilerimizi ona sığdırmaya çalışırdık. neyseki sonradan cdler yaygınlaştı, arkasından dvd çıktı. tabi sen şimdi cd ne diye sorucan. yoktu bu x’lerden o zamanlar. bizim zamanımızda okula gitmek için bitmek tükenmek bilmeyen minibüs kuyruklarına girerdik, para bitmeye yakın da tramvayla giderdik. siz öyle misiniz şimdi? sihay beyaz televizyonda tek bir kanal seyrederdik çocukken, deden bir gün renkli tv la çıkageldi de biz de öööyle şaşırakaldık. hatta bir kanal daha açılacakmış dediklerinde sabahtan akşama kadar çizgi film çıkacak o kanalda sanıp deliler gibi sevinmiştik. evinde video olan tanıdıklara gidince de sevinirdik, aaah ah hiç bilmiyorsunuz memnun olmayı. filmleri deve gibi kasetlerden izlerdik, yoktu o zaman dvd falan. cep telefonları da bizim gençliğimizde yeni çıkmıştı, herkes alamazdı, yoktu sizin bu x’lerden. bizim zamanımızda kapıları açmak için anahtarlar olurdu. bir anahtarlıkta bir tomar anahtarla gezerdik. böyle miydi o zaman. eşşek sıpası eşşolueşşekler sizi.
sizin çalışmaya götünüz yok!!!!!

olayın bokunu çıkarmak gerekirse: bizim zamanımızda para vardı para. ekmek alırdın parayla (bu arada ekmek vardı, ekmeksiz ne kahvaltı ederdik ne yemek yerdik. (ha bu arada o zamanlar yemek yerdik böyle çeşit çeşit, ben diyim zeytinyağlı sen de etli, yoktu bu kapsüllerden o zamanlar, aaaah ah, keşke hiç olmasaydı. et mi? haaaa, bazı hayvanların etini yerdik, keser pişirirdik tabi, vahşi değildik (pişirmek…o zamanlar böyle dört gözlü ocaklar olurdu, gazla çalışırdı. tencere denen kaplarda bazı sebzeleri pişirir, yemek yapardık. öyle ya, patlıcan çiğ çiğ yenmez ki. patlıcan mııı?? of evladım of. yarın müzeye gidelim de göstereyim.)))

Uncategorized kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

BABAM… BENİM TAPINAĞIM!

Necmettin Tetik

Can Yücel’in en çok sevdiğim şiiridir; “Ben Hayatta En çok Babamı Sevdim…”

Benim de hayatta en sevdiğim sensin babacığım… Bazen bunu pek dile getiremesem de bu hep böyleydi ve böyle olacak… Bilirisin özel günlerle aram çok iyi değildir ama yine de atlamamaya gayret ederim… Çünkü sen “Sevdiklerinle yaşadığın her gün en özel gündür ve ne kadar kötü olursa olsun bunun tadını çıkarmalısın evlat!” diye büyüttün beni annemle…

Evet, büyüttün beni… (Anneciğim n’olursun alınma. Bu babamla aramda. Erkek erkeğe bir mesele. J ) Klasiktir ya özel günler adeta teşekkür resmi geçidine dönüşür; Ben eğer seninle ilgili böyle bir şey yapmaya kalksam sanırım o teşekkürlerin altında ezilir giderim!

Ama bilmeni isterim ki: Benim gibi bir baş belasını adam ettiğin için; Çocukken hayallerime ortak olduğun, Süpermencilik oynadığın, futbol maçlarına götürdüğün ve çizgi romanlarla okuma-yazmayı öğrettiğin için… Okulda sırama Altay’ın 11’ini kazıdığımda disipline gittiğim zaman beni savunduğun için… Mahalle maçlarında milletin camlarını kırdığımda, gülerek; “Takma kafaya, olur böyle şeyler. Ama şu sakarlığına bir çare bulmalıyız!” dediğin için… İlk defa aşk acısı çektiğimde oturup benimle ağladığın için… Sabah, hava soğukken yanıma gelip; “Bu soğukta, sıcacık yatağından kalkıp okula gidilir mi arkadaş? Senin yerinde olsam okulu ekerdim!”dediğin için… Komaya girdiğimde eksi bilmem kaç derece olan kan poşetlerini göğsünde ısıtıp bana yeniden hayat verdiğin için… Çocukken çok istediğim o spor ayakkabıları aldığın için… Her umudum kırıldığında sevginle bana güç ve cesaret verdiğin için… Kendime Tazmanya Canavarlı kravatlar, demir arabalar aldığımda gülerek ‘Sen hiç büyümeyeceksin, hep çocuk kalacaksın evlat! Aman zaten sakın büyüme…” dediğin için…

Beni, ben yaptığın ve dünyayı senin renklerinle tanımamı sağlayarak, kendi renklerimle hayallerimi gerçekleştirmemi sağladığın için ve daha sayamadığım milyonlarca şey için teşekkür ederim!!! Canım babam… Benim tapınağım!!! Başta senin ve tüm babaların bu güzel günü kutlu olsun!

Seni Seviyorum Babacığım…

Necmettin TETİK

BEN HAYATTA EN ÇOK BABAMI SEVDİM…

Ben hayatta en çok babamı sevdim

Karaçalılar gibi yerden bitme bir çocuk

Çarpı bacaklarıyla, ha düştü ha düşecek

Nasıl koşarsa ardından bir devin

O çapkın babamı ben öyle sevdim

Bilmezdi ki oturduğumuz semti

Geldi mi de gidici hep , hep acele işi

Çağın en güzel gözlü maarif müfettişi

Atlastan bakardım nereye gitti

Öyle öyle ezber ettim gurbeti

Sevinçten uçardım hasta oldum mu,

Kırkı geçerse ateş, çağırırlar İstanbul’a

Bi helallaşmak ister elbet , diğ’mi oğluyla!

Tifoyken başardım bu aşk oy’nunu,

Ohh dedim, göğsüne gömdüm burnumu,

En son teftişine çıkana değin

Koştururken ardından o uçmaktaki devin,

Daha başka tür aşklar, geniş sevdalar için

Açıldı nefesim, fikrim, canevim

Hayatta ben en çok babamı sevdim.

Can YÜCEL

GÜNDEN kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Panik atak

kutsalt
Bankadan ayrıldıktan sonra deprasyona da girmiştim. Deprasyonu tek bir sebebe -pek- bağlayamazsınız. Öncesinden bir takım başka-hasır altı edilmiş/Bilinç altı- tortuların da bunda rolü elbette vardır. Birtakım sorunlar artık taşıyamayacağınız hâle gelmiştir ve siz ister istemez o ‘ mod’a girersiniz. Ve söylendiği gibi bu bir kaçıştır da.

Deprasyonumun bir döneminde AŞIRI KORKU/SIKINTI nöbetleri yaşamaya başladım. Cinnet şeklinde…O zamanlar bunun adı ‘Panik atak ‘ olarak konmamıştı. Ben bunu bana özgü bir delilik olarak görüyordum. Ve işin en kötüsü ,GEÇMEYECEK sanıyordum. İlerleyen süreçte nöbetlerin gelişini hissetmeye de başlamıştım. Nöbet nöbet geliyordu. Bunun bir faydası vardı, mademki nöbet, bu da geçecek tesellisini içinde barındırıyordu. ‘Ya geçmezse’ endişesiyle birlikte.

Bu dayanılmaz korku/sıkıntı baskısında büyük bir husursuzluk yaşamaktaydım. (Nitekim intihara da kalkıştım. ) Bir kötü yönü de, bulunduğum ortamda 0 zekâ ile kendimi çok çaresiz görüyordum. Bu 0 zekâ durumu başkaları ile birlikte iken beni hem utandırıyor, hem de sıkıntımı artırıyordu. Bu yüzden de sık sık uyumaya çalışırdım. Ama ne mümkün. Sadece yatağımda sıkıntılı saatler geçirerek, bir o yana bir bu yana dönerdim.

Bir tek annem nöbetleri hissederdi. (Ana yüreği…) Bir de en büyük desteğim, danışmanım Prof Sedat Özkan bey idi. Bence Türkiye’nin konusunda en iyilerinden biri, belki de birincisidir.( Diğeri , yine deprasyonum nedeni ile -öncesinde- başvurduğum Adnan Ziyalar Beydir. Ben hastasını böyle ,YAŞAYAN bir başka insan görmedim. Sizin duygularınız ile empati kurabilmek için olanca derinliğini size konsantre ediyordu. Ben de O’na empati kurduğumda ağır bir yük altında olduğunu hissederdim. )

Şimdi bütün sıkıntılarıma bir de yakınlarımı, özellikle annemi ortak etmenin sıkıntısı ekli idi. Ve gelecek kaygım…. zira bu durumda çalışamazdım.

İmdi değerli okurum, böyle bir sıkıntınız var ise; BU KORKU VE SIKINTILARIN BİR SÜREÇ OLDUĞUNU VE ELBETTE GEÇECEĞİNİ bilin. Bunu Kişisel günahlarınızla fazla irtibatlandırmayın. Ve eğer böyle görüyor iseniz bu da iyidir ! Mademki öyle işte arınmaktasınız, bedelini ödemektesiniz. Ve fakat bu hastalığın tedavisi İNANMA İLE /içten tövbe-dua ile yakından ilintilidir. Ve ben sizden sabretmenizi istiyorum Rahata erince bu günler sayesinde/yüzünden hayata bakışınız değişecek. Ansızın rahatladığınızı göreceksiniz.. Ve iyi mi bilmiyorum (!) korkusuz olacaksınız. Yenilenmiş olacaksınız. Bu zamanın tecrübesi bence kayıp da değildir. Korka korka , korkmanın boş olduğunun bilinci sizde yerleşecek. İnsani korkularımız ise hep vardır. Bu da son derece doğal ve herkes içindir.

Şimdi bana soruyorlar;’Nasıl da gülüyorsun, böyle neşelisin ?’ Ben de bazen yanıtlıyorum ;’Ağır bir sıkıntıdan,uzun süren bir bunalımdan çıktım.’

Panik atak yaşamakta olanlara SABIR, İNAN,İYİMSERLİK öneriyorum. Ben daha bunun adı konmadan, cinnet şeklinde, çaresizce yaşadım. Siz yalnız ve çaresiz olmadığınızı biliyorsunuz. İlaçlarınızı ihmal etmeyin. Ve öncelikle doktorunuzla, paylaşın. ..Bu vesile ile saygıdeğer hocam SEDAT ÖZKAN BEY ‘e tekrar teşekkür ediyorum.

Kendisi aynı zamanda bana ‘Entellektül bir ağbi/dost ‘ oldular. Zira beni deprasyona sürükleyen esaslı etmenlerden biri de DÜŞÜNSEL KARMAŞAMDI. Tüm birbiri ile çatışan düşüncelere kendimi açık tutmuştum, bu da beni nihayetinde zihinsel olarak kitlemişti. Yani düşünsel anlamda açmazda idim. Zamanla taşlar yerine oturdu. Ve söylendiği gibi ; ‘GERÇEĞİ BİLECEKSİN VE BU SENİ ÖZGÜR KILACAK. ‘

Bu branştaki doktorların- teknik anlamda yetersiz olduğumuzdan- tıbbi yardımlarının ayrımına pek varamasak da, bize insan /mânevi katkıları somutttur. Sevgi ve Saygılarımla Hocam.

Sağlık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Depreme karşı balonu buldum

 
 
kutsalt

Resmini çizip fotoğraf makinesi ile    fotoğrafını çekip tab ettirdikten sonra cd’ye kaydettirecek ve bloguma aktaracaktım. Vakit yok.. Hem benim okurum zekîdir, zihninde imgeler.!

       Anında şişen bir deniz yatağı üzerinde uyuduğunuzu düşünün…Yalnız bu;

1. Şişince siz içinde oluyorsunuz.

2. Bu, balon/küre şeklinde.

 

       Bunun içinde ana rahminde gibi güvende olacaksınız. 7.inci kattan bile düşseniz bu etrafınızda koruyucudur. Bulunduğunuz yerdeki çarpma ve çökmelere karşı koruyucudur.

        Önemli şart; ANINDA ŞİŞEBİLMELİ.

 

        Özellikle gece depremlerinde rahat uyuyacaksınız. Zira her an kullanıma hazır materyalin üzerinde uyumaktasınız.

 

       Detayları siz geliştirin;

1.Sonrasında nefes almak için dışarısı ile irtibatlı kamış/ boru/ hortum

2. Çok seri şişirebilmek için gerekli  ‘Pratik’ aparat

3.Bunun gerektiğinde gündüz kullanımı için çözüm(ler)

4. Bunun neden yapılacağı/maddesi (Elastik ve dayanıklı olmalı)

 

       Benim önerim; çok hızlı şişebilen bir balon/küre/kılıf içinde emniyette olacağınız fikri. !!!

2) Bu DENİZ KAZALARINDA DA can yeleği yerine….Titanik kazasında uygulansa idi, pek çok kişinin donması da önlenirdi.

3) 2.inci maddenin esinlediği; DONMALARA KARŞI

4) Kurşun geçirmezleri savaşta korunaklı hareket/ilerleme kâbiliyeti için.

5) Yanmaz maddeden yapılmışları yangınlarda.

6) Yüksekten atlamalar/atmalarda….

         Kimi uygulamalarında bu balonun yekpare balon olması gerekmiyor. Bazılarında  yalnızca dış çeperi şişirilmiş olabilir. Böylece iç kısımda kişiye takılacak diğer aparatlar için imkan sağlanır. Ve özellikle 6.ıncı şık için düşen kişi direkt yer ile temas etmemesi gerektiğinden,  balonun alt kısmında   bir boşluk olmalı.   Kişi burada balon içinde bir üst bölmede olmalı.

     İmdi söyler misiniz, bu buluşum BALON MU !?  Ben ergeç uygulama alanı bulacağından eminim. Sizler olayı ıskalamış olabilirsiniz.

Proceler kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Sene bin dokuzyüz…

 Ozirr yazmış

Bundan taaa yıllar önce, bizim zamanımızda, “BigBubble” sakızlarının çam sakızlarıyla beraber pazarlarda güzel köylü annelerimiz tarafından satıldığı, develer tellal pireler berber, insanoğlunun bu tür hayvanlar gibi meslek edinmediği mağara yıllarında, bir “İdris” amcam yaşamıştı.

Kendisi her iki cümlesinden birinde “bizim“, diğerinde “zamanımızda…” dediği gibi, çok da tonton ve yanaklarındaki etlenme nedeniyle dolu dolu konuşan neşeli bir adamdı.

Mahalli eşraf tarafından çok sevilen, kahve önünden geçerken en az bir düzine insan tarafından “Buyur, hoşgeldin!” gören, canı sıkkın olsa dahi mahallenin cocuklarıyla anlaşmayı seve seve başaran bir “İdris” idi. O ki, onunla tanışmamızda bu “İdris”den dolayı oldu.

Bir gün, mahalleyi fotoğraflamaya giderken karşıma çıkan mahalleliye

- “Mahallenin röportajını yapıcam üç, beşte fotoğraf çekicem, muhtar nerede?

dedim ve cevap olarak da gerile gerile söylenmiş
- “Buraların muhtarı İdris Abi’dir.” yanıtını aldım.

Bir şeyi ararken onu hemen bulmak istiyorsanız, aradığınız şeyi herkese sormalısınız, e bu da çok normal :)

İdris amcayla işte o sırada “Kim bu adam?” sorusunu düşünürken ve sağa sola bu soruyu yöneltirken tanışmışlığımız oldu. İlk etapta beni sınayan gözleri savunma kalkanlarımı harekete geçirse de, yabancı nesne olmadığını anlayıp, bir güzel güverteye çıkardım O’nu.

Sıcaklığı ve duruşuyla yer çekimi gibi her an insan çekimine neden olan bu adam, bir de güzel anlattı ki mahallesini, ben de bayılmışım onu dinlerken. Bu farazi değil, cidden tansiyon düşmüş herhalde bayılmışım.

İlk soluğumu da aynı tonton amcanın dükkanında elim, bağrım kolonyayla kokarcasına bir koltukta aldım. İdris amcanın “Bundan taa…“, “Bizim zamanımızda…“, “Sene bin dokuzyuz… vb. lafları o ayki röportajda eksiksizce çıktı ve çok beğenildi. “Eski toprak” tabiri insanların bu laflarını özler oldum bu aralar ve “nerdeo” diyesim geldi :)

Anlatırken geçmiş zamanı tercih etsem de, İdris amca şu anda bile geçmedi benden. Eminim ki bu yazıyı bir şekilde İdris amcanın karşısına çıkarsam, okumadan ve hatta bakmadan, eski “Cumhuriyet” gazetelerini okumayı ister ve beni görünce de “Eskileri getirdin mi? (gazeteleri)” diye gözlerinden gülerdi…

Uncategorized kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Mutlaka Okuyun (M.KEMAL ATATÜRK)

Günlerden birgün İtalyan büyükelçisi Ata ile görüşmek ister ve huzura davet edilir.
O günün muhtelif ekonomik-siyasi konuları hakkında konuşulduktan sonra büyükelçi:
-” Ekselans dün Roma ile yaptığım bir görüşmede hükümetimizin Hatay’ı almak istediği kararını size iletmem söylendi.” der.
Odada bir an sessizlik olur. Ata büyükelçiye birşeyler daha ikram eder ve iki dakika odadakiler ile başbaşa bırakır.
Döndüğünde ayağında çizmeleri, üzerinde mareşal üniforması ve belinde tabancası vardır.
Doğru masasına gider, manyetolu telefondan Mareşal Fevzi Çakmak’ın bağlanmasını ister ve Çakmak’a:
-” Paşa İtalyan dostlarımız Hatay’a gelmek istiyorlar hazır mıyız?” der.
Fevzi Çakmak durumu anlar ve
-” Biz hazırız Paşam. ” diye yanıtlar.
Ata büyükelçiye döner ve:
-” Biz hazırmışız, hükümetinize söyleyin isterlerse Hatay’ı gelip alabilirler.”

GÜNDEN kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

10 yaşında 11 dil konuşuyor

O daha 10 yaşında. Ama yaşından fazla dil biliyor. Nasıl mı öğrenmiş?

Hint asıllı 10 yaşındaki İngiliz vatandaşı Arpan Sharma bu yaşında 11 dili konuşabiliyor, İngilizce, Almanca, Fransızca, İspanyolca, İtalyanca, Hintçe, Taice, Svahili, Lehçe, Çince ve Uganda dilini konuşabilen Arpan, bu dillerin büyük bir kısmını piyasada satılan multimedia dil eğitim DVD’lerini çalışarak öğrenmiş.

Dil ve müziğin en büyük hobisi olduğunu söyleyen Arpan, “Büyüyünce dünyayı dolaşarak cerrahlık yapmak istiyorum” dedi.

GÜNDEN kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

12 yaşında 10 roman yazdı

Kendisi 12 yaşında ama tam 10 romanı var. Peki bu romanların kahramanları kim?

Çin’in Guangdong eyaletinin Congşan kentinden yaşayan 12 yaşındaki Cu Şiaocün adlı kız, son 4 yılda 10 roman yazdı.

Çocuk Sarayı’nda ‘Savaş Sanatları’ dersleri almaya başlayan Cu, 6 ayda bitirdiği 14 bölümlük ‘Uçan Şovalyeler’ adlı romanında baş karakter olarak öğretmenini konu aldı.

10 roman yazan ancak hiçbiri henüz basılmayan Cu’nun birçok öyküsü ise çeşitli dergilerde yayımlandı. Cu, 2008 yılının başlarında uzun bir roman yazmak istediğini söyledi.

GÜNDEN kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »